(Umut varsa, Aşk var) -Hak Yolu-
Reklam
EMRE AN

EMRE AN

Yazan

(Umut varsa, Aşk var) -Hak Yolu-

16 Nisan 2020 - 21:36 - Güncelleme: 16 Nisan 2020 - 23:43

   Hayata gözlerinizi açtığınız andan, gözlerinizi yumacağınız ana kadar, yani yaşayacağınız süre boyunca sizin için değişmeyen (3) kader vardır. Kişi ne yaparsa yapsın kaderi nasıl yazılmışsa onu yaşar. Değişmeyen kaderler; 1-Doğum, 2-Evlilik, 3-Ölüm.

   Değişmeyen 3 kaderden biridir evlilik.

   Her birey kendince birçok evreden geçer. Güler, ağlar, sevinir, üzülür, hoşlanır, mutlu olur, sever, aşık olur ve bir gün mutlaka evlenmek ister. Yani halk tabiriyle hak yoluna girmek ister. Fakat evlilik öyle tozpembe hayallerde olduğu gibi her zaman hayal kurduğumuz türden rahat ve kolay bir şekilde gerçekleşebilecek bir şey değildir. Evliliğin sorumluluğu ve yükü ağırdır. Kişi evleneceği zaman yani hak yoluna gireceği zaman, bu yolun ciddiyetinde olmalı ve geri dönüşü olmayacağını kavramalıdır. Eğer kişi bu konuda ciddiyetsiz olur, kendi iç muhasebesini yapmazsa gireceği bu yolun sonunda hüsrana uğrayabilir.
   Evlilikte her şeyin yeri bir yana, aşkın yeri ise ayrı bir yana olmalıdır. Çünkü bir evliliğin ömrünü uzatan ve onun daha tutkulu bir hale gelmesini sağlayan tek şey Aşktır. Çünkü aşk, kendi içinde sevgiyi, saygıyı, sadakati, huzuru, güveni, şefkati, tutkuyu, mutluluğu ve saadeti barındırır. Haliyle bir evlilikte sevgi, saygı, sadakat, huzur, güven, şefkat, tutku ve mutluluk ne kadar çok olursa, o evliliğin ömrü ebediyete kadar uzayabilir.
   Maalesef ki günümüz şartlarında istatistiksel oranlara baktığımızda evlenen çiftlerin evliliklerini pek fazla ilerletemediklerini, dolayısıyla boşanma olaylarının sayısının gittikçe arttığını görebilmekteyiz.
   Bir şeyler ters gidiyor olmalı. Peki nerede hata yapılıyor?
   Elbette ki bu sorunun tek bir cevaba dayatılması çok doğru olmaz. Bunun çeşitli sebepleri olduğu gibi herkesin kendince haklılık payı da olabilir.
   Dilerseniz evlilik hakkında bazı hususları kısaca birkaç başlık altında değerlendirelim.
 
BAŞKALARININ RIZASI MI, ALLAH’IN RIZASI MI?
   Genellikle bir evlilikte ailelerin bazı takıntıları olur. Günümüzde de en sık rastlanan takıntılardan biri haline gelmiş ev takıntısı, evin tüm eşyalarının tam olma takıntısı.
   Tamam, belki haklı bir takıntı olabilir, böyle beklentilerin olması da oldukça normaldir fakat sıkıntı şu ki; bir evliliğin gayesi ev veya ev eşyaları üzerine kurulmuş olmamalı.
   Evlilik yaşına gelmiş fakat ekonomik sıkıntılar içinde olan birçok insan varken, üstelik düğün yapabilecek kadar birikimi olmayan, borçla harçla bir şekilde bir yuva kurmak isteyen, mutluluğu ve huzuru için birçok yükü sırtlayan insanlara, neden bazı şeyleri mecbur kılarak onları faiz batağına bulaştırma çabasındayız.
Ben tamamen kendi iç dünyama bakıyorum ve şöyle diyorum. “Faize bulaşıp bir evin bereketini, huzurunu kaçırmanın ne manası var.” Komşu-eş-dost-akraba ne der deyip, Allah’ın rızasını tepip, başkalarının rızasını ön planda tutmanın bize ne faydası olabilir ki? Sonuçta insan mobilyayla evlenmeyecek. Karı-koca birbirlerine uyumlu olurlarsa hem dünya hem ahiret hayatı adına onun devamı gelir.
   Mesela büyüklerimizden hep bu sözleri duymuşuzdur. “Biz evlendiğimizde oturacak koltuğumuz yoktu.” Peki, 50 yılda ne değişti? Bizim sürekli baz alacağımız hayat Resulullah’ın hayatı değil mi? Esas kriter ve mutluluğun bu tür takıntıların olmaması lazım. Ama buna anne-baba takıldığında damadının veya gelininin tercihini aylık maaş üstünden yapıyorlar. Faizle ateşten eşyalar almaya ne gerek?
   Problem sadece evlenene kadar ki süreçte değil, evlendikten sonraki süreçte de ehemmiyetli.
Birini sevmekte hiçbir sorun yoktur. Bu zaten Allah’ın size vermiş olduğu bir histir. Fakat bu noktada kendimizi kontrol edip, Allah’ın ayetlerine boyun eğmemiz lazım gelir.
   Buradan damat adaylarına bir hadis ile seslenmek istiyorum. Efendimiz (a.s.) hadisinde bir kadın ile 4 sebepten dolayı nikâhlanılabileceğini buyuruyor. 1- Malı için, 2-Soyu için, 3-Güzelliği için, 4- Dini için. Ve en sonunda da nasihatine devam ederken, “Siz dini için olanı tercih edin” diye buyuruyor.
   Muhakkak ki, bir evliliği sadece din üzerinden değerlendirerek yapın demek doğru değildir. Elbette ki bir evlilikte güzellik ve diğer sebepler de en az din kadar önemlidir. Bunlardan biri olmazsa olmaz, hepsi bir birini tamamlayan sebeplerdir tabi ki. Fakat efendimizin deyimiyle her zaman önceliğiniz din olsun kardeşler. Efendimizin sözüne riayet edin pişman olmazsınız. 
 
AHH! O ESKİLER…
   Günümüzde evlenmek eski dönemlerdeki gibi kolay ve rahat bir şekilde gerçekleşebilecek bir husus değildir. Aslında eskiye oranla evlenmek istemek çok kolay ama evlilik yapmak çok zor. Bu zorluk aslında hem maddi, hem manevi sebepler içermekte.
   Dilerseniz zihnimizde zamanı geriye alıp, bu konu hakkında biraz mazilerden bahsedelim. Ne demişler; “Geçmişini bilmeyen, geleceğini bulamaz.”
   Büyüklerimizin unutulmayan sözleri vardır. “Bizim zamanımızda” diye başlayan sözler… Evet, onların zamanında bir aile kurabilmek için tüm sıkıntılara göğüs gererek, bazı şeylere razı olunurdu.
O zamanlarda bir hanede Anne-baba, hala, amca, ağabey, abla, kardeş, çoluk-çocuk derken 10-12 kişilik bir aile barınırdı. Evet belki imkanlar kısıtlıydı, geçim biraz zordu ama buna rağmen insanlar hep bir aradaydı ve bir anlamda bolluğu da tadarlardı. Ciddi bir ev temizliği, mutfak hazırlığı, yerde keten örtü serilmiş büyük bir sofra, çeşit çeşit yemekler olurdu sofrada.
    O dönemlerde bolluk, bereket, sohbet, muhabbet vardı. Hiçbir şeyleri olmasa da o dönemlerde insanların huzuru yerindeydi.
   O zamanlarda kızlara nenelerinin, erkeklere dedelerinin isimleri konulurdu. Komşuda pişen bize de düşerdi. Geceler ayaz olurdu. Evlerde soba yakılır, kış gecelerinde hikâyeler anlatılırdı. Herkes kendi düşünü kurar, kendi hayatını yaşardı. Hayat, arkası yarın gibi kesintisizdi. Her gün yaşanacak bir şey, küçüğe sevgi büyüğe saygı vardı. Hasta, yaşlı, dost ve akrabalar ziyaret edilirdi. Gelin olunca gebe, nine olunca ebe olunurdu. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardı.
   Eskiden düğünler ve sünnetler bahçelerde yapılır; mevlitler, Kur’ân-ı Kerîm’ler okunurdu. Zengin-fakir ayırt edilmeden davet edilir, ikramların ardından dualar edilirdi. “Âmin, âmin!” nidâları, ruhların huzur kaynağı olurdu. Yoksullar ve garipler bilhassa çağrılır, dünya ve ahiret saadeti için onların dualarından istifade edilirdi. Mesela başlık parası olayları pek yaygındı o dönemlerde. Başlık parasını denkleştiremeyenler, çareyi kaçırmakta arardı. O zamanlar aşık olmak böyle cesurca ve her türlü riski göze alabilecek kadar çılgın olabilmeyi gerektirirdi.
   Peki ya şimdi… Sevdiği kadını ailesi vermiyor diye kaçırabilecek kadar cesaretli kaç erkek kaldı? Sevgisi için, aşkı için, sevdası için nerde, nasıl, ne koşulda yaşayacağını düşünmeden her şeye razı olmuş, her koşulda, her şartta, varlıkta, yoklukta, hastalıkta, sağlıkta ve her türlü zorluğa göğüs gererek kendi saadeti için her şeyi elinin tersiyle itebilecek kadar cesur yürekli kadınlar kaldı mı?
   Maalesef ki bu zamanda en fazla sıklıkla rastladığımız hadiselerin başını boşanma olayları çekiyor. Ne acı bir tablo…
 
BOŞANMA: ŞİDDET-CİNAYET
   Bilindiği üzere evlilikte her iki tarafında birbirinden beklentileri bulunmaktadır. Erkeğin işine bağlılığı kimi zaman kadın için kendine yeterince ilgi gösterilmediğini ifade eder. Bu durum uzun bir süre bu şekilde devam edince kadın aldatıldığını/sevilmediğini düşünüp kendini değersiz hissedebilir hatta kendisi de aldatmaya meyilli bir hale gelebilir.
   Aynı durumu bir de rolleri değiştirerek varsayalım.
   Kadının çalıştığını düşünüp, işine bağlılığı erkek için yeterince ilgi gösterilmediğini ifade etmez mi? Aynı şekilde bu durum uzun bir süre bu şekilde devam edince erkek aldatıldığını/sevilmediğini düşünürse kendini değersiz hissetmek bir yana kadın kadar sakin, narin olamayıp, duygularını kontrol edemeyeceği için ne yazık ki işin boyutu şiddet ve cinayet noktasına gelebiliyor.
   Kadınlar doğaları gereği kırılgan ve narin yaratılmışlardır. Erkekler ise kadınlara göre daha kaba varlıklardır. Kadınların ve erkeklerin birbirlerine karşı reaksiyonları değişkenlik gösterebiliyor. Kadın erkekten, erkek ise kadından kendisi gibi düşünmesini ve davranmasını bekleyemez. En azından beklememeli. Yani kısaca bu konuda problem kadının kabullenebilir, erkeğin kabullenemez bir tavır sergilemesidir diye düşünüyorum.
   Ne yazık ki günümüzde bu tür sebeplerden dolayı birçok şiddet ve cinayet olayları işlenmektedir. Ve yine ne yazık ki her iki tarafta bu ve bunun gibi birçok sebepten dolayı birbirinin beklentilerini karşılayamayıp evliliklerin kısa sürmesine neden olabiliyorlar.
   Unutmayalım ki Peygamber Efendimiz’ in (a.s.) en sevmediği helal, boşanmaktır.
Evlilikler kısa sürmesin, kadınlar şiddete maruz kalmasın, erkekler katil olmasın. Sevgi dolu bir dünya; barış, mutluluk ve huzur dolu bir ortam olsun. Bizim buna çok ihtiyacımız var.
   Bir sonraki yazımda buluşmak üzere, sağlıcakla kalın…

YORUMLAR

  • 0 Yorum