Ali Babacan, 'Van Hazır Mı?' - Flaş Açıklama...

Van haber , Van Gazetesi | Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, Van’ın bir otelinde gerçekleşen Deva Partisi Van il kongresinde konuştu.

Ali Babacan, 'Van Hazır Mı?' - Flaş Açıklama...
Editör: Van Haber
16 Kasım 2020 - 17:45

Van haber , Van Gazetesi  | DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 1. Olağan Van İl Kongresinde konuştu. Babacan’ın gündeminde Van’daki işkence ve kötü muamele iddiaları vardı:

Kamu gücünü kullanan kimse vatandaşa işkence yapamaz

Bugünkü iktidar, işkenceye sıfır tolerans ilkesiyle çıktığı yolda, işkenceciye sıfır ceza noktasına vardı. Bakın, polis karakolunda çekilen işkence fotoğraflarının ayan beyan servis edildiği bir ülke olduk. İşkence, adeta bir ceza politikası haline dönüştü. İnsan onurunu çiğneniyor. Kamu gücünü kullanan hiç kimsenin vatandaşa kötü muamele yapma hakkı yoktur. İşkence yapmak gibi bir hakkı hiç yoktur.

İşkence yapanlar kimden güç alıyor?

Son yıllarda Van’dan gelen işkence görüntüleri hepimizi derinden yaraladı. Üç sene önce mantar toplayan köylüler gözaltına alındı, köylülere işkence yapıldı. Ama gerçek ortaya çıktı. İşkence yaptıkları insanlar, mantar toplamaya giden köylülermiş. Peki özür dileyen oldu mu? Bu hatayı yapanlardan hesap soran oldu mu? Bu gariban insanlara işkence yapanlara göstermelik bir dava açtılar. Birinci derece mahkemesi, yargılanan sanık hakkında beraat kararı verdi. Bu kararı veren hakimler kimden güç alıyorlar? Peki o işkenceyi yapanlar kimden güç alıyorlar?

Servet Turgut’un ailesini ziyaret ettik, Osman Şiban’a telefon açtık

Biraz önce arkadaşlarımızla beraber Servet Turgut’un evini ziyaret ettik. Eşini, altı kızını, bir oğlunu gördük. Başsağlığı diledik. Aile gerçekten perişan. Mersin’de bulunan Osman Şiban’ı telefonla aradık, ona ve yakınlarına geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Son derece üzgünüz. 

İşkenceyi sıfırlayacağız

Buradan hükümete sesleniyorum. Bugünlerde hukuk reformundan bahsediyorsunuz, “İnsan Hakları Eylem Planı” diyorsunuz. Açık çağrı yapıyorum: Haydi, hukuk devletinin gereğini yapın. Servet Turgut ve Osman Şiban’a yapılanları açığa çıkarın, sorumluları yargılayın. 64 yaşındaki bir insanın ölümünü her yönüyle açıklığa kavuşturmak zorundasınız. Gereğini yapmazsanız, bu millet sizi, “ülkeye işkenceyi geri getiren iktidar” olarak hatırlayacak. Biz işkenceyi sıfırlayacağız, bu uygulamalara asla göz yummayacağız.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, “Hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, Van teşkilatımızın Birinci Olağan Ol Kongresine hoş geldiniz diyorum. Van; deniziyle, tarihiyle, bereketiyle, dünyanın hâlâ yaşanılan en eski şehirlerinden birisi. Kedisiyle, ters lalesiyle, kaleleriyle, flamingolarıyla, Vanadokyasıyla, otlu peyniriyle, kümbetleriyle, medreseleriyle, Ahtamar’ıyla, daha sayamadığım nice önemli değerleriyle, ünlü Van’dan sesleniyorum size. Değerli dostlarım, DEVA Partisi Türkiye’nin tüm çeşitliliğini yansıtan kadrolarıyla birlikte 9 Mart’ta yola koyuldu. 

Daha adil, daha özgür, daha eşit bir Türkiye için hep beraber yola koyulduk. Bu yolculuğu tamamına erdirmek için çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Biz, her gün büyüyen ailemizle, sizlerle birlikte çok çalışıyoruz, daha da çok çalışacağız. 

Çünkü bu ülke, bir an önce bu kötü yönetimden kurtulmalı. İşini bilen, liyakat sahibi, ehil insanlarla hak ettiği seviyeye ulaşmalı.  

Biz bunun için hazırız, DEVA Partisi bunun için hazır. 

Bizler, bir kişiye yapılan zulmü tüm insanlığa yapılmış bir zulüm olarak gören anlayışın sahipleriyiz. Ancak bugünkü iktidar, işkenceye sıfır tolerans ilkesiyle çıktığı yolda, işkenceciye sıfır ceza noktasına vardı. Bu da yetmezmiş gibi, yapılan işkencelerin alenen teşhiri ve adeta devlet tarafından sahiplenilmesi söz konusu olabiliyor. 

Bakın, polis karakolunda çekilen işkence fotoğraflarının ayan beyan servis edildiği bir ülke olduk. Biz soruşturma yapılsın, kötü muamele cezasız bırakılmasın derken bir de fotoğraflarıyla adeta gurur duyarcasına paylaşılıyor. Ne can sağlığı kaldı, ne yaşam hakkına saygı. 

İşkence, adeta bir ceza politikası haline dönüştü. İnsan onurunu çiğneniyor. Kamu gücünü kullanan hiç kimsenin vatandaşa kötü muamele yapma hakkı yoktur! hele hele işkence yapmak gibi bir hakkı hiç yoktur arkadaşlar, olamaz! Son yıllarda Van’dan gelen işkence görüntüleri hepimizi derinden yaraladı. Biliyorsunuz; üç sene önce mantar toplayan köylüler gözaltına alındı, köylülere işkence yapıldı. 

İktidar medyası “Vanlı teröristler yakalandı” dedi ve işkence görüntülerini yayınladı. Bu nasıl bir zihniyettir ya? Masum insanları soydular, dövdüler, köylümüzün gururunu kırdılar. sonra da kan revan içinde fotoğraflarını çekip tüm Türkiye'ye gösterdiler. Ama gerçek ortaya çıktı: İşkence yaptıkları insanlar, mantar toplamaya giden köylülermiş. Peki özür dileyen oldu mu? Bu hatayı yapanlardan hesap soran oldu mu? Olmadı. Peki ne oldu? Ne yaptılar? Açın bakın ilgili kurumun internet sitesine. Açıklama hâlâ duruyor. Açıklamada “Gevaş ilçemizde iftar vakti gerçekleştirilen roketatarlı saldırının failleri yakalanmıştır” yazıyor. Hâlâ duruyor bu açıklama.  Ne roketatarı, ne saldırısı. Adamlar mantar topluyordu yahu sadece! Bu gariban insanlara işkence yapanlara göstermelik bir dava açtılar. Birinci derece mahkemesi, yargılanan sanık hakkında beraat kararı verdi. Yani arkadaşlar, bu ülkede bir mahkeme, “işkence suç değildir” demiş oldu! Adeta “biz size terörist deyip iftira da atarız, öldüresiye de döveriz. Kimse de bizden hesap soramaz” dediler. Yazıklar olsun. Bu kararı veren hakimler kimden güç alıyorlar? Peki o işkenceyi yapanlar kimden güç alıyorlar? Nasıl oluyor da bu kadar rahatça halkımızın onuruyla, gururuyla, haysiyetiyle oynuyorlar? Bu muameleyi yapanlar, evlerine gittiklerinde çocuklarına hangi yüzle bakabiliyorlar? İşkence yaptıklarında başlarına bir şeyin gelmeyeceğini biliyorlar da ondan yapıyorlar. Arkadaşlar, bu iktidar 28 Şubat zulmünün mağdurlarının desteğiyle iş başına geldi. Zulme uğrayanların zulme karşı isyanıyla iktidara geldiler. Ama 18 yıl sonra gitti-geldi 90’lı yılların ceberut devletinin ruhuna büründü. Hakla, adaletle yolları tamamen ayrıldı. Siz gariban köylüden ne istiyorsunuz? Ekmek parasını çıkarmaya çalışan köylüden ne istiyorsunuz? Masum insanların ahını alıyorsunuz. Mazlumların ahını almak kötüdür. Bunun hesabı olacaktır. Bunun hesabını nasıl vereceksiniz? Türkiye insan haklarının sistematik olarak ihlal edildiği bir ülke haline geldi. Vatandaşın canı, sağlığı, yaşamı onuru neyi varsa devlet elinde oyuncak oldu. Değerli arkadaşlarım, Çok yakın bir zamanda, yine Van’da yine ağır bir işkence utancı yaşandı. Biliyorsunuz, helikopterle gözaltına alınıp, işkence uygulanan iki vatandaşımızdan bahsediyorum. Partimizin yetkili kurulları, iddiaları yakından takip etti. Sağlıklı bir şekilde gözaltına alınan iki köylüden Servet Turgut, gördüğü işkenceye dayanamayarak 64 yaşında hayata veda etti. Kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Servet Turgut ile birlikte gözaltına alınan Osman Şiban ise gördüğü işkence ve kötü muameleden ağır yaralı olarak kurtuldu. Osman Bey'e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Biraz önce arkadaşlarımızla beraber Servet Turgut’un evini ziyaret ettik. Eşini, altı kızını, bir oğlunu gördük. Başsağlığı diledik. Aile gerçekten perişan. Mersin’de bulunan Osman Şiban’ı telefonla aradık, ona ve yakınlarına geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Son derece üzgünüz. Şimdi buradan hükümete sesleniyorum: Bugünlerde hukuk reformundan bahsediyorsunuz, “insan hakları eylem planı” diyorsunuz. Haydi, hukuk devletinin gereğini yapın. Servet Turgut ve Osman Şiban’a yapılanları açığa çıkarın, sorumluları yargılayın. 64 yaşındaki bir insanın ölümünü her yönüyle açıklığa kavuşturmak zorundasınız. Gereğini yapmazsanız, bu millet sizi, “ülkeye işkenceyi geri getiren iktidar” olarak hatırlayacaktır, unutmayın. Bugün arkadaşlarımızla yaptığımız ziyaret hepimizin içini yaraladı. Son derece üzgünüz. Biz bu ülkenin her köşesine adalet için yola çıktık. Biz kötü muamele gören, aşağılanan, dayak yiyen, acı çeken insanların sesi olmak için; bu haksızlıklara son vermek için yola çıktık. Biz arkadaşlar, gözaltında kötü muameleye ve işkenceye sıfır tolerans ilkemizden asla taviz vermeyeceğiz. Biz bunun için çok çalıştık. 2002’de hükumet ilk kurulduğunda berbat bir tablo vardı. Güçlü bir irade koyduk. İşkenceye sıfır toleransı kısa bir süre de olsa Türkiye’de gerçekleştirdik. Fakat döndü dolaştı, her alanda olduğu gibi, eskiden Türkiye’nin ne kadar hastalıklı alana varsa nüksetmeye başladı. Yunus Emre’nin dediği gibi; Zulm ile abad olanın ahiri berbad olur. DEVA Partisi; insanın doğuştan gelen tüm haklarını koruyacak. vatandaşlarımızın tüm haklarına sahip çıkacak. Söz veriyoruz, işkenceyi sıfırlayacağız. Bu uygulamalara asla göz yummayacağız. Her kim işkenceye kalkışırsa, en ağır cezayla karşılaşacak. Ve söz veriyoruz; yaşanan bu acıları hep en yüksek sesle dile getireceğiz, sorumluların hukuk önünde hesap vermesini sağlayacağız. 

Ülkemizde hukuk ayaklar altında. 

Seçilmiş belediye başkanlarını makamlarından indirip yerine atanmış kişileri oturtuyorlar. Halkın iradesi, seçme ve seçilme hakkı ayaklar altında. Seçimler adeta bir aldatmaca haline getirilmiş. İktidar seçimle kazanamadığı her belediyeyi hukuksuzca ele geçirmeye çalışıyor. Seçimde kaybettiği şehirlere kayyum atıyor. Sadece belediye başkanları görevden alınmıyor, belediye meclisleri de çalışmaz hale getiriliyor. Vatandaş oy vermiş, birilerini meclise seçmiş, birilerini başkan seçmiş; kimin umrunda! Şunu açıkça görüyoruz: İktidarın kayyum politikası, seçimlerde kazanamadığı yönetimleri başka yollarla ele geçirme arayışına döndü. Arkadaşlar; seçimlere ve seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi, demokrasinin temelidir. Bizim sözünü verdiğimiz Türkiye’de, bağımsız ve tarafsız yargıdan başka hiç kimse, seçilmiş bir insanı görevden alamayacak. Çünkü seçilmişlerin güvencesi, seçmen iradesinin güvencesidir. Biz, seçmen iradesinin her türlü iradeden üstün olduğuna inanıyoruz. Seçmen iradesi gasp edilemez! Biz, demokratik zemini daraltanlara, meşru siyaset kanallarını tıkayanlara karşı, ısrarla siyaseti savunacağız. Biz çocuklarımızı çatışmasız, şiddetsiz, terörsüz şehirlerde büyütmek için canla başla çalışacağız.

Biz oyunuza, iradenize ve tüm seçtiklerinize sahip çıkmak için buradayız! Biz, seçmen iradesine kayyum atanmaması için buradayız! Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için buradayız! Biz, bu topraklara ölümü layık görenlere, siyaset yollarını kapatanlara karşı buradayız. Biz bu bölgeyi onlarca yıldır yoksul bırakan, kalkınmasına engel olan terör örgütüne de sonuna kadar karşıyız. Biz bu halkı, hukuksuz baskı politikaları ile, terör örgütünün baskısı arasında sıkıştıranlara karşı, mücadele etmek için buradayız. Biz demokratik siyaset için hazırız. Şimdi Van’a soruyorum: 

Van hazır mı? 

Değerli yol arkadaşlarım ve kıymetli misafirler, 2002-2015 arasındaki reform yıllarında, hukuki iyileştirmelerden birisi de anadil konusunda atılan adımlardı. Şunu gururla söylemek istiyorum ki; demokratikleşme yönünde atılan tüm adımlar, ben ve arkadaşlarımın döneminde oldu. Şimdi bizim dönemimizde yapılanlara sahip çıkmaya çalışıyorlar.

Bakın, bizden sonra hem hukuk ve demokrasi göstergelerinde, hem de ekonomik göstergelerde türkiye sürekli geriliyor. Şimdi de kalkıyorlar, yaptıkları iyi icraatları sıralarken bizim dönemimizde olanları sayıyorlar. Bizden sonraki dönemde zaten iyi bir şey kalmadığı için, mecburen, önceki dönemden örnek veriyorlar. Yahu onları biz yaptık, çoğu zaman size rağmen yaptık. Demokratikleşme çalışmalarında da, ekonomi yönetiminde de size rağmen ülkemizi geliştirdik. Neyse, çok eskilere dönmeyelim. İşte o dönem arkadaşlar, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin de aralarında olduğu 4 üniversitede Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açıldı. Peki şimdi durum ne? Kürtçe öğretmenlerinin atama haberlerini hiç duyuyor musunuz sevgili arkadaşlar? Milli Eğitim Bakanlığı 2020’de sadece ama sadece 2 Kürtçe öğretmeni atamış. koskoca ülkeye sadece iki Kürtçe öğretmeni.

Bu ülkede Kürtler var, Kürtçe var. anadillerini konuşmak isteyen milyonlarca insan var. Neden sadece iki öğretmen atanıyor? Buna “mış” gibi yapmak deniyor arkadaşlar. Her şey göstermelik. Küçük ortaklarını rahatsız etmekten de korkuyorlar tabii. İktidarı kaybetmemek için her şeyi yapıyorlar.  Burada ciddi bir zihniyet sorunu olduğunu görüyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada anadil haklarına yönelik iyileştirmelerin birer birer geriye götürüldüğünü görüyoruz. Filmi geri sarıyorlar. Bütün vatandaşlarımızın dilinin analarının ak sütü kadar helal olduğunu biliyoruz. İnsanımızın anadilini, öz dilini bir çatışma konusu haline getiremezsiniz. Bu tarih öncesinden kalmış, eskimiş, köhne zihniyeti biz kabul etmiyoruz. Demokratik devletler, vatandaşlarının anadili ihtiyaçlarına yönelik çözüm üretmekle mükelleftir.

DEVA Partisi iktidarında, vatandaşlarımızın anadilinin korunması, kullanılması ve geliştirilmesi amacıyla, gerekli adımları atacağız. Vatandaşlarımızın anadile ilişkin taleplerini temel bir insan hakkı olarak görüyoruz. Vatandaşlarımızın tüm haklarını derhal, pazarlıksız, talebe bağlı olmadan tanıyacağız. 

Buradan hükümete sesleniyorum: Bırakın gençlerimiz özgürce twit atsınlar. Espri yapsınlar. Öğrenciler, gazeteciler fikirlerini söylesinler. Fakat bunların espriye de küçücük aykırı bir fikre de tahammülleri yok.

Ellerine almışlar bir çekiç, beğenmedikleri her fikre her söze çivi muamelesi yapıyorlar. çaka çaka yok etmeye çalışıyorlar.  Olmaz, yapamazlar, yok edemezler. Çünkü arkadaşlar DEVA Partisi burada. DEVA Partisi buna müsaade etmeyecek. Değerli arkadaşlar, biz o yüzden açıkça söylüyoruz: 

Biz Van’ın sorunlarını biliyoruz, görüyoruz, dinliyoruz. İki hafta önce Özalp ilçemizde Rus Çarşısı olarak bilinen Özalp halk pazarında yangın çıktı. Orada bulunan 95 işyerinin tamamı kül oldu. 
 
Öncelikle ekmek kapısı yanan esnafımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Peki bu esnafımız için ne yapıldı?

Afet kapsamına alınması gereken bu yangın sonrasında esnafımıza yardım edilmesi gerekiyor arkadaşlar. Biliyorsunuz Van'ın trafik sorunu var. 2009 yılında projelendirilerek çalışmalarına başlanan Van çevre yolu halen ortada yok. Laf var, icraat yok. Olimpiyatlarda laf üretme yarışmaları olursa, bütün altın madalyaları toplar bunlar. 11 yıl geçmiş ya, 11. O gün doğan çocuklar okula başladı. Orta okula geçtiler ya… Neyse ki o çocukların üniversiteye gideceği yılları, evlenip çoluk çocuğakarışacağı yılları bunlar göremeyecek. İnşallah hepsinin yarınlarını biz birlikte güzelleştireceğiz. 

Değerli arkadaşlar, Bu ayın başında İzmir’de hepimizi çok üzen bir deprem yaşadık.

İzmir’de verdiğimiz kayıplar hepimizi acıya boğdu. Ben biliyorum ki bu acıyı izmirle beraber en derinden yaşayanlardan birisi de sizlersiniz. 23 Ekim 2011 ve 9 Kasım 2011’de art arda meydana gelen iki deprem, bu güzel şehrimize ağır hasar verdi. Van’ın yapısal sorunları daha da derinleşti. 644 yurttaşımızı kaybetmiştik, onlardan birisi olan küçük Yunus’un enkazdan bize bakan gözlerini kim unutabilir? Biz unutmuyoruz. Dostlarım, on binlerce konutun ağır hasar gördüğü bu iki depremin üzerinden tam 9 yıl geçti. ama van depreminin yaraları hala sarılabilmiş değil. Depremzedeler hala mağdur. Yaşanan ekonomik kriz ve pandemi ile birlikte depremzedelerin mağduriyeti katlanarak devam ediyor. 

Vanlı kardeşlerimin huzurunda tüm Türkiye’ye ilan ediyorum: Biz Yunus’un gözlerini unutmuyoruz. o yüzden de deprem her zaman DEVA Partisi’nin birinci derece gündemidir. Kaynakları rant projelerine değil, milletin sorunlarını çözmeye harcayacağız. Sevgili arkadaşlar, Van’ın gerçekten çok özel bir doğası var. Sadece Van’da yetişen 25’i aşkın endemik bitki türü, sadece van gölünde yaşayan inci kefali, gölleri yaşam alanı edinen kuşları, doğal güzellikleri ile van, tıpkı nadide bir inciye benziyor. Bu muazzam şehrin, elbette tarım ve hayvancılık açısından da çok yüksek bir potansiyeli olduğunu biliyoruz. Peki bu potansiyel kullanılabiliyor mu sevgili arkadaşlarım?

Döviz kurundaki artışın ilaç fiyatı olarak, mazot fiyatı olarak, gübre fiyatı olarak tarıma yansıması Vanlı çiftçimizin belini bükmüş durumda. Ürün fiyatları artmıyor, ama maliyetler hızla artıyor. Van’ın en önemli geçim kaynağı olan hayvancılık ise destekten yoksun. Van, toplam yetiştirilen hayvan sayısı açısından tüm ülkede ikinci sırada, küçükbaş hayvan sayısı açısından da birinci sırada. Ancak, Van’da güvenlik gerekçesiyle uygulanan yayla ve mera yasakları nedeniyle insanlar hayvan yetiştirmekten vazgeçiyorlar. Van, zengin bitki örtüsü ile arıcılık için büyük bir potansiyele ve istihdam olanağına sahip. Ancak arıcılığın geliştirilmesi için yine desteğe, yardıma, planlamaya ihtiyaç var. 

Doğru tarım ve hayvancılık politikaları uygulanmadan tarım ve hayvancılığı değil geliştirmek, mevcudu dahi muhafaza edemezsiniz. 

Nitekim de edemiyorlar. Varsa yoksa ithalat! Tabii bu ithalatı da kimler yapıyor? O da ayrı bir soru işareti. Oysa Van’ın bereketli topraklarında yapılacak nitelikli tarım faaliyetleri, meralarında yapılacak hayvancılık, hem bölgemizin, hem de ülkemizin kalkınmasını sağlayacak ölçekte. Biz, tüm bunların doğru tarım politikaları, doğru destek mekanizmaları ve yerinden yönetimin güçlenmesi ile çözüleceğini biliyoruz. Biz, öncelikle bu bereketli toprakların endemik bitkilerini, hayvan türlerini, balık türlerini tespit ve ıslah etmeyi hedefleyeceğiz. Coğrafi işaret çalışmalarını hızla tamamlayacağız. 

Çiftçi, sanayici ve üniversitenin işbirliği ile tarım ve hayvancılığı teknoloji ile buluşturacağız. Tarımı, hayvancılığı, arıcılığı, ceviz üretimini, sebze ve meyve üretimini koruyacağız, destekleyeceğiz, teşvik edeceğiz. Van’daki üniversiteyi ve meslek liselerini de bu doğrultuda cesaretlendirecek ve destekleyeceğiz. 

Van, jeotermal sera için oldukça elverişli bir şehrimiz. Bu ısıtmalı seraların ilimizin sebze ve meyve üretimine katkı sağlayacağını biliyoruz. Teknolojik seralar yapacağız. Gıda üretiminde kendi kendine yetmekle kalmayacağız. Van’ın komşu ülkelerle gıda ihracatını güçlendireceğiz. Rasyonel, bilime dayanan ekonomi yönetimiyle ve sizlerin desteğiyle Van’ı ve Van’ın ürünlerini sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya tanıtacağız.  

Van Denizi kirleniyor! 

Her gün binlerce metreküp kanalizasyon atığı göle akıtılıyor. Bu atıklar mutlaka engellenmelidir. Mutlaka arıtma çalışmaları yapılmalıdır. Vanlılar deniz sahillerinden yararlanamıyor. Sudaki yaşam olumsuz yönde etkileniyor, balıklar ölüyor. Balıkların neslinin tükenmesi, biyoçeşitliliği azalttığı gibi geçim kaynaklarına da ciddi ölçüde darbe vuruyor. Van’ın inci kefalinin korunması gerekiyor. 

Değerli arkadaşlar, Van, Doğu Anadolumuzun en güzide turizm merkezlerinden birisi. Bütün Türkiye’nin turizm potansiyeli taşıyan özellikleri tek başına Van’da bulunuyor. 

Camileri kiliseleriyle, köprüleri kaleleriyle, adaları şelaleleriyle, deniziyle, Ahtamarıyla, plajları travertenleriyle muazzam bir potansiyele sahip. Tarih burada, tarih bu şehirde arkadaşlar. Doğa bu şehirde, kültür bu şehirde. Van, tüm dünyanın uğrak noktası olmak için her şeye sahip. Fakat Türkiye’ye bile yeteri kadar tanıtılmıyor. Dünya Van’ı Türkiye’den daha iyi biliyor. Van’ın tarihini kaç kişi biliyor? Ahtamar’ı, buradaki peri bacalarını kaç kişi biliyor? Van’ın turizm kaynaklarını da tanıtacağız. Az önce kirliliğinden dem vurduğumuz Van Gölünün, Van Denizinin mutlaka turizme kazandırılması gerekiyor. Değerli arkadaşlar, Van’ın sorunları çok, derdi çok biliyoruz. Van’ın demokrasiye ihtiyacı var. Van’ın atılıma ihtiyacı var.

Van’ın DEVA’ya ihtiyacı var. Biz hazırız. 

Şimdi tekrar bir kez daha soruyorum: Van hazır mı? 

DEVA Partisi, kadınlarla gençlerle, çiftçilerle, emeklilerle, öğretmenlerle işçilerle, esnafla, Eşitlik için, adalet için özgürlük için yola çıktı. Çözüm haritamız belli. Çözümün sözcüsü bizler olacağız. Ayrışmayacağız, ayrıştırmayacağız. Toplumu kutuplara ayırmayacağız. Hep beraber Türkiye’nin yaralarını saracağız. Biz Türkiye’nin haysiyetli insanları için buradayız. Artık Türkiye’nin DEVA’sı var, Van’ın DEVA’sı var ve biz hazırız.”dedi.
VAN GAZETESİ – ÖZEL HABER – YUNUS TUĞRUL
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum