Günümüzde ülkemiz zor bir süreçten geçiyor. İnsanların kutuplaştığı, öfkenin körüklendiği, her farklı düşüncenin düşman gibi görüldüğü bir atmosferde nefes almaya çalışıyoruz. Ancak, bu yol çıkmaz bir sokaktır. Kendi ülkemizi, kendi elimizle zayıflatmanın, bizi biz yapan değerleri yok etmenin ne anlamı var? Farklı düşünebiliriz, farklı partilere oy verebiliriz, farklı hayat görüşlerine sahip olabiliriz ama unutmayalım ki hepimiz bu toprakların insanıyız, bu bayrağın altında yaşıyoruz.
Bazen hepimiz haksız olabiliriz, bazen de haklı... Ancak gerçekler, sadece sükûnet sağlandığında, aklıselim devreye girdiğinde ortaya çıkar. Kavgayla, sokaklara dökülerek, şiddetle bir yere varılamaz. Tarih bunun acı örnekleriyle doludur. Dünyanın dört bir yanında iç savaşların, toplumsal huzursuzlukların nelere yol açtığını görüyoruz. Suriye, Irak, Libya gibi ülkelerde yaşananları unutmayalım. Bu ülkelerde huzursuzluk baş gösterdiğinde, insanlar ilk başta bunun sadece bir protesto, bir hak arayışı olduğunu düşündüler. Sonrasında ise sokaklar kan gölüne döndü, şehirler harabeye dönüştü, milyonlarca insan evsiz, yurtsuz kaldı.
Bugün öfkeyle hareket edersek, yarın pişmanlıkla uyanabiliriz. Sokaklar, ülkemizi iç savaşa götürmek isteyenlerin en büyük kozu olur. Tarih boyunca hep böyle olmuştur. İnsanları birbirine kırdırmak isteyenler, en çok sokak olaylarından medet umar. Çünkü kaos ortamında kimse kiminle, neden mücadele ettiğini bilemez. Provokatörler, karanlık güçler, fırsatçılar devreye girer ve işler çığırından çıkar. Peki, bunun bize ne faydası var?
Bizim öncelikli meselemiz, ülkemizi güçlendirmek, çocuklarımıza huzurlu bir gelecek bırakmaktır. Bunu yapmanın yolu da, birlik ve beraberlik içinde hareket etmekten geçer. Hangi görüşten olursak olalım, ülkemize, bayrağımıza, halkımıza saygı duymak zorundayız. Bizden öncekiler, bu toprakları kanlarıyla, canlarıyla bize miras bıraktılar. Uğruna savaş verdikleri değerleri bizler, bir öfke patlamasına kapılarak nasıl yerle bir edebiliriz?
Siyaset, bir mücadele alanıdır. Evet, taraflar vardır, fikir ayrılıkları olur. Ama bu, birbirimize düşman gibi davranmamız gerektiği anlamına gelmez. Medeni bir şekilde tartışabilir, haklarımızı demokratik yollarla arayabiliriz. Ancak, birbirimize hakaret ederek, sokaklara dökülerek, şiddeti teşvik ederek hiçbir sorunun çözülemeyeceğini anlamamız gerekiyor.
Bugün siyasetten soğuyan milyonlarca insan var. Neden mi? Çünkü artık siyaset, hizmet üretme aracı olmaktan çıkıp bir kavga alanına dönüştü. Oysa siyaset, halkın refahını artırmak, insanlara daha iyi bir yaşam sunmak için yapılmalıdır. Ama şu an görüyoruz ki, siyaset daha çok bölünmelere, kamplaşmalara, düşmanlıklara sebep oluyor. Bunun kazananı kim?
Biz, kardeşçe yaşamak zorundayız. Çünkü yaşanacak ömür bellidir. Bırakalım, yeni nesil kavga eden değil, el ele tutuşan bir toplum görsün. Onlara kin, nefret, ayrışma değil; barış, kardeşlik, huzur bırakalım. Sadece kendimizi değil, geleceğimizi de düşünelim.
Bu ülke hepimizin. Onu korumak, büyütmek, güzelleştirmek de bizim elimizde. Başka ülkelerin yok oluşunu neden örnek alalım? Bizim yolumuz belli: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaşlık, demokrasi, birlik ve beraberlik yolu.
Gelin, birbirimize düşman değil, dost olalım. Bırakalım kaosu, bırakalım nefreti. Hep birlikte, güçlü bir geleceğe sağlam adımlarla yürüyelim.





