Belli aralıklarla Van Gazetesi’nde bana ayrılan köşede yazılarımı siz değerli okuyucularımla paylaşmaya gayret ediyorum. Bu haftaki yazımda ise, kendi içinizdeki çözüm odaklı yanları keşfedip hayatınıza bu bakış açısıyla yön vermeniz umuduyla kaleme aldım.
Bir cümle, bazen bütün bir hayatı özetler. Bu cümle de tam olarak öyle Gündelik hayatımıza bakın; iş yerinde, evde, okulda, trafikte, hatta sosyal medyada… Bir sorun çıktığında ilk refleksimiz ne oluyor?
Bunu kim yaptı?
Suçlu kim?
Kim yüzünden bu hale geldik?
Oysa asıl sorulması gereken soru çok daha basit:
Bunu nasıl düzeltiriz?
İşte tam bu noktada niyetler devreye giriyor. Aynı olayın içindeki iki insan, tamamen farklı iki yola sapabiliyor: Biri suçlu peşine düşüyor, diğeri çözümün.
Suçlu arayanlar: Rahatlayan ama ilerlemeyenler Kötü niyetli demek, illa şeytanca planlar yapan, karanlık karakterler demek değil. Bazen bu kötü niyet, egonun ince bir katmanı gibi oturuyor insanın üzerine Yanlış yaptığını kabul etmeye yanaşmayan, sorumluluk almaktan kaçan, her durumda kendini haklı çıkarmaya çalışan zihin, suçlu aramayı seviyor. Çünkü suçlu bulmak rahattırSuçlu varken aynaya bakmaya gerek kalmaz suçlu varkensoru sormaya gerek kalmaz suçlu varken değişmeye hiç gerek kalmaz.
Bir toplantıyı düşünün… Proje yetişmemiş, işler karışmış. Hemen başlar cümleler
Zaten o maili zamanında atmadı.O olmasaydı her şey yolunda gidecekti Ben söyledim, kimse dinlemedi.
Kimsenin bir şey öğrenmediği, herkesin biraz daha kırıldığı, güvenin biraz daha azaldığı bir ortam. Bir sonraki projede yine aynı sorunlar yaşanır, sadece suçluların isimleri değişir.
Suçlu arayan insan, aslında kendini de kilitler. Çünkü suç odaklı bakış, çözüm üretme kaslarını köreltir.
Her hatada Kim yaptı? diye ses yükselirken, içimizden bir ses daha kısılır
Peki, biz bunu nasıl toparlarız? Çözüm arayanlar Yıpranan ama dönüştürenler İyi niyetliler ise çoğu zaman görünmez kahramandır.
Bağırmazlar, parmak sallamazlar, manşetlik cümleler kurmazlar. Sessizce sorarlar:
Tamam, oldu bir kere. Şimdi ne yapabiliriz?
Çözüm arayan insan, önce duygusunu bir kenara koyar. Gururunu, haklı olma arzusunu, Ben demiştim” keyfini yutar Çünkü bilir ki mesele haklı çıkmak değil, bir şeyi onarmaktır.
Bu yüzden iyi niyetli insanlar, çoğu zaman daha çok yorulur Daha çok dinlerler
Daha çok empati kurarlar Bazen ortada en az suçu olan onlardır, ama en çok çabayı da yine onlar gösterir. Evde, aile içinde bir tartışmayı düşünün
Bir taraf sürekli Sen zaten hep böylesin! diye yüklenirken, diğer taraf sessizce Peki, bunu bir daha yaşamamak için ne yapabiliriz? diye arar durur.
İşte o ikinci cümle, kavgayı da, ilişkiyi de, hayatı da değiştirir.
Niyet bir mercek Olay aynı, gördüğün başka
Hayatta başımıza gelen olaylar çoğu zaman kontrolümüzün dışında.
Ama olaya hangi gözle baktığımız, tamamen bizim seçimimiz.
Kötü niyet, olaylara büyüteçle bakar
Hata büyür, kusur büyür, tartışma büyür
İyi niyet, aynı olaya bir mercek gibi bakar
Buradan ne öğrenebilirim? Neyi daha iyi yapabiliriz? Bir dahaki sefere neyi farklı yapmalıyım?”
Kötü niyetli göz için insanlar hatalar toplamıdır
İyi niyetli göz içinse insanlar potansiyel ve ihtimaldir
Bir arkadaşınız sizi aramadığında, iki farklı senaryo oluşur
Kötü niyetli bakış Kesin umursamıyor. Bana değer vermiyor
İyi niyetli bakış: Belki zor bir dönemden geçiyor, belki de gerçekten fırsat bulamadı. Arayıp sorayım.
İkisinin sonucunda da telefon sizde. Fakat biri arayı kapatır, diğeri arayı kapatmak yerine arayı açar.
“Haklı” olmak mı, iyi olmak mı?
En büyük yanılgımız şu
Haklıysak, mesele bitmiştir sanıyoruz
Oysa çoğu zaman mesele haklılık değil, insanlık
Haklı çıkmak, kırılmış bir kalbi onarmıyor
Haklı çıkmak, dağılmış bir ekibi toparlamıyor
Haklı çıkmak, kaybedilmiş güveni geri getirmiyor
Köşe yazılarında sık sık geçen bir cümle vardır
Bu ülkede herkes haklı.
Belki de sorun tam burada. Herkes haklı, ama kimse çözüm aramıyor.
İyi niyetli insan, “Biliyorum, bu konuda haklı olabilirim ama peki ya karşımda duran?” diye soran insandır.
Bir adım geri gidebilen, gerekirse özür dileyebilen, polemiği değil diyaloğu seçen kişidir.
Kendimize soralım: İlk refleksim ne?
Bu yazıyı okurken belki hep başkalarını düşündün:
Patronu, eşini, arkadaşını, siyasetçileri, komşuyu…
Ama asıl soru şu:
Hayatında bir sorun çıktığında senin ilk refleksin ne?
Kim yüzünden böyle oldu? mu diyorsun,
yoksa
Bunu birlikte nasıl çözeriz?” mi?
Belki de bu soruya vereceğimiz dürüst cevap, karakterimizin en net aynasıdır.
Sonuçta hayat, bitmeyen bir sınav gibi.
İşler yolunda giderken kimin nasıl biri olduğunu anlamak zor. Gerçek yüz, kriz anında ortaya çıkıyor.
Belki de bu yüzden o cümle bu kadar çarpıcı
Hayat boyunca değişmeyen iki kural var
Kötü niyetli olan her zaman suçlu arar
iyi niyetli olan ise her zaman çözüm arar
Hangisini seçtiğimiz sadece başkalarının hayatını değil, en çok da kendi iç huzurumuzu belirliyor.





