Lise yıllarımdaydı. Yıl tam olarak ne zamandı hatırlamıyorum. Okulum ile evimizin arası yaklaşık on kilometreydi. Okuldan eve yani şehrin bir ucundan bir ucuna yürüyerek eve gitmiştim. Maddi zorluklar, derslerin zorluğu, sıcaklardan ve o kadar yolun yaya gidilmesinden aşırı yorgunluk derken bunalımdaydım.
Eve varıp kapıyı açtığımda, ablam Tatar Ramazan Filmi'ni izliyordu. Hayatımızın da zorlu geçmesinden olacak ki, hayatımda film izlemeye hiç vaktim olmadığı ve izlemediğim hâlde, oturup izlemeye daldım. Film ilerledikçe içim parçalanıyordu ve en son koptuğum sahne gelmişti. Tatar. Ramazan'ın hanımı onu görmeye gelirken gardiyanlar izin vermiyor ve yakalamaya çalışıyorlardı. Derken onlardan kaçarken hapishane binasından birkaç kat aşağıya düşüp can veriyordu.
Filmlere inanmam ama ne yazık ki hemen hemen her filmin bir gerçek tarafı da yok değildir. Bunu insan yaşadıklarından rahatlıkla anlayabiliyor. İşte o sahne ve bir de üzerine içeride olan Tatar Ramazan ile uğraşan koğuş ağaları... Dayanamadım, oturup ağladım.
Yan odaya geçtim, elime kalemi aldım. O esnada dini, diyaneti için yeri geldiğinde malından, evlad-ı iyalinden, hatta canından vazgeçen nice yiğitler geldi aklıma. Gözyaşlarım kalemimden mürekkep suretinde beyaz satırlara yerini bırakırken hayal âlemimden satırlar dizilip gidiyordu.
Yıllar sonra Sesleniş adlı şiir kitabımda yer alan "Bir Mahkumun Haykırışı" şiiri ortaya çıktı...
Bu vesile ile Rabbim Kadir İnanır'ın taksiratını affetsin. Rahmetiyle muamele eylesin.
BİR MAHKUMUN HAYKIRIŞI
Bir gün mahpushaneye haber saldılar.
"Cezası müebbettir." deyip durdular.
Beni huzurlu kılan zevcemi de vurdular.
Varsın idâm da etsinler neyleyeyim dünyayı?
Bir dilberim vardı, gözleri nemliydi.
Kültürlü, vakarlı, çok bilgiliydi.
Ağırbaşlı, şefkatli, merhametliydi.
Aldılar onu benden neyleyeyim dünyayı?
Bir hayalim var idi; cehaletle savaşmak.
İnsanları eğitip, medeniyeti kurmak.
Varımı yoğumu bu yolda fedâ etmek.
Fırsat vermediler bana, neyleyeyim dünyayı?
Önce haberim olmadan evimi arattılar.
Sonra kitaplarımı alıp birer birer yaktılar.
Ellerimi bağlayıp zindanlara attılar.
Câhil bıraktılar bizi neyleyeyim dünyayı?
Günlerden sonra bir gün zindanlardan aldılar.
Suçu hafif olanların arasına saldılar.
Hakk'ı onlara anlatınca dinlemeye koştular.
Buna da engel oldular neyleyeyim dünyayı?
Arkasından, "Cezası müebbet" buyurmuşlar.
Bu arada duydum ki eşimi de vurmuşlar.
Ecir çektire çektire onu şehid etmişler.
Böylece o da gitmiş neyleyeyim dünyayı?





