Gazze bugün yalnızca bombaların düştüğü bir coğrafya değil; kelimelerin de hedef alındığı bir yer. Burada bazı isimler vardır ki, bir bedene ait olmaktan çıkar, bir halkın iradesine dönüşür. Ebu Ubeyde ismi tam da bu yüzden, Gazze’de bir kişiden çok daha fazlasını ifade eder.
Savaşlar yalnızca cephede kazanılmaz ya da kaybedilmez. Bazen bir cümle, bir görüntü, bir duruş; tanklardan daha uzun ömürlü olur. Ebu Ubeyde’nin sesi de böyle bir yerde durdu. Ne bağırdı ne süslü cümleler kurdu. Soğukkanlı, net ve kararlıydı. Belki de tam bu yüzden, dünyanın en gürültülü silahları arasında bile duyuldu.
Gazze’de her kayıp bir rakam değildir. Her yıkım, istatistiklere sığmaz. Burada acı, isimle anılır. Anne ismiyle, çocuk ismiyle, bazen de bir sembol ismiyle… Ebu Ubeyde adı, bu semboller arasında, korkunun değil direncin dili oldu. Susturulmak istenen her ses gibi, hedefe kondu; ama anlamı yok edilemedi.
Bugün Gazze’ye bakanlar, “kim kazandı?” sorusunu soruyor. Oysa asıl soru şudur: “Kim ayakta kaldı?” Ayakta kalmak, yalnızca nefes almak değildir. Hafızayı, onuru ve sözü koruyabilmektir. Gazze bunu yapıyor. İsimleriyle, hatıralarıyla, susmayan sembolleriyle…
Ebu Ubeyde’nin vurguladığı şey de tam olarak buydu: Bu bir an meselesi değil, bir süreklilik meselesidir. İnsanlar gider, isimler hedef alınır; fakat temsil edilen duruş, yeni seslerde yaşamaya devam eder. Gazze’nin en çok korkulan yanı da budur zaten: Yok edilemeyen anlamı.
Köşe yazıları çoğu zaman bir mesafeden konuşur. Ama Gazze, mesafeyi kabul etmez. Ya görürsün ya görmezden gelirsin. Ya duyarsın ya susarsın. Gazze susmuyor. Ve bazı isimler, bu susmayışın hafızalarda kalan en net ifadesi olarak kalıyor.
Selam ve Dua ile..




