İnsanın dili, kalbinin aynası gibidir. İçimizde taşıdığımız öfke, kibir, küçümseme ya da merhamet, şefkat ve nezaket; hepsi en çok kelimelerimize yansır. Bazen aynı cümleyi iki farklı tonda söyleyebiliriz: Biri kırar, diğeri onarır. Biri aramıza duvar örer, diğeri köprü kurar. Bu yüzden üslûp, sadece konuşma tarzı değil, karakterimizin dışa vurumudur.
Dikenli dil dediğimiz şey, aslında düşünmeden, dürtüyle, öfkeyle konuşmanın sembolüdür. İnsanı savunmasız bırakan, en çok da sevdiklerinden gelen sert ve kırıcı sözlerdir. Bir bakış, bir kelime, bir cümle… Yeri geldiğinde en keskin bıçaktan daha derin iz bırakabilir. Kırılan kalplerin çoğu, yanlış bir kelimenin gölgesinde kalmıştır.
Oysa gönül, zarafete ve inceliğe meyillidir. insan ilişkilerinin en temel gerçeğini birkaç kelimeye sığdırıyor. Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de hayatımızı şekillendiriyor.
Yumuşak bir ses, anlayışlı bir ton, empatiyle seçilmiş kelimeler; insanın içini ısıtır, güven duygusunu pekiştirir. Bir teşekkür, bir özür, bir “haklısın” demek bile bazen karanlık bir günü aydınlatmaya yeter. Gönül, sertliği değil anlaşılmayı görülmeyi, değer verilmeyi ister.
Burada önemli olan, doğruyu söylemeyelim, sadece kırmayalım demek değildir. Gerçek, elbette söylenmelidir. Ama hakikati dile getirmenin de bir adabı vardır. Aynı uyarıyı hem kırarak hem de onarmaya niyet ederek yapmak mümkündür. Birinde karşımızdaki savunmaya geçer; diğerinde ise düşünür, sorgular ve belki de değişime kapı aralar.
Üslûbumuzu güzelleştirmek, kalbimizi güzelleştirmekle başlar. Çünkü iç dünyamız ne kadar dingin, olgun ve merhametli ise, dilimiz de o kadar yumuşar. Kendini sürekli savunmak zorunda hisseden, hep saldırı altında olduğunu düşünen bir insanın dili de sertleşir. Oysa kendisiyle barışık, eksiklerini kabul eden, başkasının da insan olduğunu unutmayan bir gönülden dökülen sözler daha sakindir, daha olgundur.
Günümüzde iletişim; mesajlar, yorumlar, kısa yazışmalar üzerinden yürüdüğü için üslûbun önemi daha da arttı. Karşımızdakinin yüzünü göremediğimiz, ses tonunu duyamadığımız bu çağda, seçtiğimiz kelimeler çok daha belirleyici hale geldi. Bir cümlenin sonuna koyduğumuz bir nokta, bir gülücük ya da bir teşekkürler bile niyetimizi değiştirebiliyor.
Kalbimizi inceltmeden dilimizi inceltemeyiz. Kırıcı bir üslûpla haklı olsak bile karşımızdakinin gönlünü kaybedebiliriz. Oysa amaç sadece haklı çıkmak değil anlaşılmak anlatmak ve ilişkiyi sağlıklı bir zeminde sürdürebilmektir.
Belki de her cümleden önce kendimize sormamız gereken soru şudur
Bu sözü, bu tonda bana söyleseler, nasıl hissederdim
Cevap içimizi rahatsız ediyorsa, demek ki önce üslûbumuzu, yani kalbimizin aynasını temizlemenin zamanı gelmiş demektir. Çünkü gerçekten de dikenli dil ile, gönül okşanmaz.





