Ekonomik koşulların ağırlaşması, hayat pahalılığının artması ve geleneksel ritüellerin yüklediği maliyetler, genç çiftlerin yuva kurma hayallerini adeta bir sınav hâline getiriyor.
Günümüzde birçok genç, evlenmek için sadece iki kişinin bir araya gelmesi gerektiğini bilmesine rağmen, “gelenek” adı altında yükselen maliyetler nedeniyle bu süreci gerçekleştirmekte zorlanıyor. Gelin adaylarımızın hayalini süsleyen şaşalı düğünler, maalesef evliliği bir lüks haline getiriyor.
İki kişi yuva kurmaya çalışırken, bir yandan ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor, bir yandan da toplumsal baskılar ve aşiret gelenekleriyle yüzleşiyor. Batıya çalışmaya giden gençlerimiz, biriktirdikleri parayla evlenmeyi umut ediyor, ama ne yazık ki çoğu zaman bu da yetmiyor. Çünkü evlilik yalnızca iki insanın bir araya gelmesi değil; toplumsal onay, geleneksel beklentiler ve bazen aşırı gösterişli ritüellerin maliyetleri ile de şekilleniyor.
Peki, bu düzen nasıl değişir? Öncelikle evlilik, bir “lüks” değil, bir “hak” olarak görülmeli. Toplumsal baskılar ve aşırı gelenekler yavaş yavaş sorgulanmalı, sade ve gerçekçi düğünler teşvik edilmeli.
Aileler, gençlerin yuva kurma haklarını öncelemeli; aşiret ve geleneklerin baskısı, sevgi ve sorumluluk duygusunun önüne geçmemeli. Eğitim ve ekonomik destek programları da bu sürecin önünü açabilir. Gençlerimiz batıya gidip para biriktiriyor, geceleri iki gözle yuva hayal ediyor; fakat ne kadar çalışsalar da sistemin yüklediği maliyetlerle başa çıkmakta zorlanıyorlar. Bu düzenin değişmesi, sadece bireysel çabalarla değil, toplumsal farkındalık ve modernleşme ile mümkün.
Evlilik, kolaylaştırılmalı, gençlerimizin hayalleri engellenmemeli. Çünkü iki kişi bir araya gelerek kurduğu yuva, toplumun en temel yapı taşlarından biridir. Geleneklerimiz değerli, ama hayatı zorlaştırdığında sorgulanmalı. Şaşalı düğünlerin ve aşırı maliyetlerin gençlerin hayatını ipotek altına almasına izin vermemeliyiz. Kolaylaştırılmış, sade, sevgi dolu evlilikler, hem gençlerin hem toplumun geleceğine yatırım demektir.






