Küçük bir deneme yazısı...
Birikti sustuklarım. İnceldi kopmak üzere… Niceleri bilmez acı içinde sustukların kadar yakar, ruhuna sızdıkları kadar can verir tekrar tekrar… Bir gün ‘yeniden’ diyebilesin diye, seni sen yapan son cümleyi hazmedebilesin diye… Sen sen oluncaya kadar neler oldun bilmediler. Eleğini kaç kez astın, eleyecek un bırakmadıklarını sadece sustukların söyler. Bitik sözcüklerin sönen mumların kadardı… Görüp geçirdiklerin ise sevgini yitirdikleri kadar… Sen sana güç oldun, omuz oldun bilmediler… Sendin tek dinleyicin. Sessizliğine çığlık oldun. Hani o son eşikler var ya… Varlığına şükür bulduğun… Sen hep O’nu gönlünde buldun. Sınanmaktan korktuğun inancında savruldun. Ama sen seni hep O’nun huzurunda buldun… Çaresizliği de gördün, çareyi de, doğumu da bildin ölümü de… En çaresiz ölümü de bildin en değerlinin sessizliğinde. Suda arındırdın toprağa buladın kendi ellerinle… Bilir miydin dünyanın kaybını da gaybını da yaşamadan kör dünyanda? Bilir miydin baki görünenin faniliğinde üzüleceğini? Nicelerinin çaresiz acıları olduğunu yaşamadan görebilir miydin? Keşke bilebilseydim… Şimdi bilirim her yürekte ayrı bir çetin savaş olduğunu. Her gönlün ayrı sınandığını, Allah’ın her sessiz gözyaşının yanında olduğunu… Her duada omzunda bir el olduğunu bilirim. Duyarım gönlümde teslimiyetin asaletini… Zamanın akışında yoğrulmayı bir tercih bilirim. Yeniden diyebilmeyi dualarımdan bilirim. Her şeye rağmen diyerek göğüs gerebildiğim, sağ çıkabildiğim her ölümün bir doğum sancısı olduğunu da… Rabbimin kolaylıkla nasip ettiği her güzelliğin kalbimden olduğunu da… Ve bu dünyanın rengi ne olursa olsun mavi kalmaya devam edeceğim… Derinimde saklı çocuğun gözleri hep parlayacak… İyiliğin tadını hep hatırlayarak…




