Sosyal medya platformlarında paylaştığımız fotoğraflara baktığımızda hep geçmişe doğru gideriz. Bazen paylaşmadığımız, kim bilir paylaşmak için vakit bile bulamadığımız anılar birikir galerilerimizde. Bu platformları en çok da yıllar sonra bakıp yad edebileceğimiz anılara kucak açtığı için severiz belki de… Bir daha zamanı geri alamayacağımızdan, aynı an içinde bir daha buluşamayacağımız insanları yeniden görmek, o yaşantıları yeniden deneyimlemek için… Özlem duyarız, çoktan geçip gitmiş o anlarda yaşarız adeta. “Keşke o anı geri getirebilseydim.” diyerek, o anın değerini bilememiş olduğumuzu düşünerek…
Bir süre sonra daha da değerlenecek olan anlarımızın tadını şu anda çıkarıyor olmanın umudu içerisinde, gelecek endişelerini bir kenara bırakıp olduğumuz kişi ve yaşantıya bir tutunsak aslında o zaman bir şeyler değişebilir koşuşturmalı hayatlarımızda… Belki de iyi yaşayabilmenin anahtarı olan ‘anı yaşama’ kavramını biliyor olmamıza rağmen içselleştiremiyoruz… Olduğumuz yaşa sadece bir defa geliyoruz ve her bir yılın ayrı bir coşkusu, ayrı bir samimiyeti var kalplerimizde. Kim bilir yaşantılarımızla keşfedeceğimiz daha nice duygular var. Kim bilir daha ne çok tanımamız gereken insan var, kendimiz ile birlikte… Kim bilebilir yaşantılarımızın bizi nereye götürebileceğini…
Akışına bırakabilirsek, ömrümüzün belki de gönülden yaşayabileceği nice serüvenleri olacaktır. Hayatımız boyunca ‘bir daha asla’ demeden, ‘Yeniden’ yol alabileceğimiz limanlarımız olacaktır… Umudumuzun hep ışıl ışıl parlayacağı, fotoğraflarımızdaki anılara dönüp baktığımızda ‘iyi ki’ diyebileceğimiz bir hayat…
Gemiler yakacağımız, yüreğimizden gemilerin gizlice kalktığı, gemiler gibi sevdaların çekip gideceği, dönüşümüzün olmayacağı bir yolculuk değil, ‘Ah o gemide ben de olsaydım’ diyebileceğimiz hayatlar için hayal kurabileceğimiz bir dünya… Umudun hep yeşerdiği…




