Gerçek Din Nerede? Mezheplerin ve Tarikatların Gölgesinde Kaybolan İslam
Din, insanı Allah’a yaklaştırmak için vardır. Ancak tarih boyunca dine eklenen mezhepler ve tarikatlar, çoğu zaman tam tersi bir işlev görmüştür: İnsanları Allah’tan uzaklaştırmış, birbirine düşürmüş, inancı parçalara ayırmıştır. İlk peygamberden son peygambere kadar hiçbirinin mezhebi yoktu. Onlar sadece Allah’ın vahyine bağlıydılar. Ama peygamberlerin vefatından sonra iş değişti. Siyaset devreye girdi, menfaat çatışmaları büyüdü, coğrafyanın örf ve adetleri dine karıştı. Böylece saf din; yorumlarla, hezeyanlarla ve kişisel çıkarlarla gölgelenmeye başladı.
Bugün mezheplere öyle bir kutsallık atfediyoruz ki, adeta ilahi kitap yerine geçiyor. Oysa mezhepler, insan aklının ürünü yorumlardan ibarettir. Aynı dinin içinde bir mezhep bir şeyi helal, öteki haram sayıyor. Birine göre farz olan, diğerine göre mekruh olabiliyor. Bu mudur dini zenginlik? Hayır, bu tam anlamıyla dinin parçalanmasıdır.
Tarikatlara gelince… Onlar da farklı değil. Biat kültürü üzerine inşa edilen yapılar, üyelerinden sorgusuz itaat bekler. Kıyafetinden yaşam tarzına kadar her şeyi belirler. “Kur’an ve sünnet temelliyiz” derler ama müritler Allah’tan çok şeyhlerinden korkar, onların sözlerini Kur’an’ın önüne koyar. Düşünün, Allah’ın ayetleri bir kenara bırakılıyor; şeyhin sözü kanun oluyor. Bu, iman değil, bağımlılıktır.
Tarih de bize bunu gösteriyor. Osmanlı döneminde Bektaşi tarikatı, özellikle Yeniçeri Ocağı ile kurduğu bağ üzerinden devlet düzenini ciddi şekilde zayıflatmıştır. Yeniçerilerin ayaklanmalarına dini meşruiyet kazandıran bu tarikat, zamanla devlet otoritesine karşı bir isyan odağına dönüşmüştür. Nitekim II. Mahmud’un 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmasıyla birlikte Bektaşilik de büyük darbe almış, tekkeleri kapatılmıştır. Çünkü tarikat, dini bir kurum olmanın ötesinde, devlete zarar veren bir siyasi güç haline gelmişti.
Sadece Osmanlı’da değil, İslam dünyasının pek çok yerinde mezhep ve tarikat çatışmalarının yıkıcı sonuçlarını görüyoruz. Bugün Ortadoğu’ya bakın: Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Lübnan’da yaşanan iç savaşların büyük kısmı mezhepler arası düşmanlıkların ürünüdür. Aynı kıbleye dönen, aynı Allah’a inanan insanlar; “Şii”, “Sünni” ya da “Alevi” gibi etiketler uğruna birbirini öldürüyor. Bu savaşlar yüzünden milyonlarca Müslüman hayatını kaybetti, şehirler yıkıldı, ülkeler paramparça oldu.
Bugün camilerimizde, meydanlarımızda, hatta evlerimizde gördüğümüz parçalanmışlık işte buradan kaynaklanıyor. Din adına konuşanların çoğu, Allah’ın kitabını değil, kendi mezhebini ve şeyhini öne çıkarıyor. Böyle olunca da İslam, özünden kopuyor, insanlar gruplara ayrılıyor. Oysa Allah, Kur’an’da açıkça buyuruyor:
“Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır.” (En’âm, 159)
İşte mesele bu kadar net! Gerçek din, mezheplerde veya tarikatlarda değil; Allah’ın indirdiği kitaptadır. Kurtuluş, yeniden Kur’an’a dönmekle mümkündür.





