Van’ın kaderi hep aynı sahneyi tekrar ediyor. İlin başına her yeni vali ya da yönetici atandığında, aynı yüzler, aynı sözler, aynı senaryolar sahneye çıkıyor. Yıllardır değişmeyen bu kısır döngünün başrol oyuncuları belli: Yöneticilerin etrafını saran, iltifat yağmuruna tutan, yalakalıkta sınır tanımayan kişiler.
Yeni vali gelir, onlar hemen koşar. Övgüler dizilir, methiyeler yazılır, sofralar kurulur. Dün yere göğe sığdıramadıkları bir önceki valiyi bu defa kötülemeye başlarlar. Şikayetler, dedikodular, hatta iftiralar peş peşe sıralanır. Amaç basittir: Yeni güce yakın görünmek, kendi küçük menfaatlerini korumak.
Zaman ilerler, vali gitme ihtimali belirince aynı yüzler yine ortaya çıkar. Bu kez üzüntülerini dile getirirler:
“Gidersen Van geriler, sensiz bu şehir karanlığa gömülür…”
Oysa vali arkasını döner dönmez dil değişir, beddualar havada uçuşur.
Bu döngü hiç bitmiyor. Değişen sadece valiler, kaymakamlar, bürokratlar oluyor. Ama onların etrafında fink atan bu yalaka güruhu hep aynı kalıyor. İşte Van’ın asıl talihsizliği de burada. Çünkü samimiyetin, liyakatin, üretmenin değer görmediği; tam tersine yalakalığın kazanç kapısı olduğu bir yerde gerçek kalkınma olmaz.
Van gelişmiyorsa, geri kalıyorsa, bunun tek nedeni sadece yöneticiler değildir. Asıl sorun, yöneticilerin etrafında halka olmuş, menfaatten başka değer tanımayan bu kokuşmuş zihniyettir. Yönetici gelir, gider; ama Van’ın üzerinde kara bir gölge gibi duran yalakalar yerinde kalır.
Bir ilin geleceği, yöneticilerden çok o yöneticilerin etrafını kuşatan kadrolara bağlıdır. Yalakalıkla değil, liyakatle yol almadıkça, Van’ın bu döngüyü kırması mümkün olmayacak.





