Sabah kahvaltı hazırlarken, birden bir düşünce belirir: “Bugün spor yapmalıyım.” Oysa daha çayı karıştırırken başka bir düşünce atlar araya: “Ama yorgunum, sonra yaparım.”Bu düşünceler öyle hızlı gelir ki, sen bile yetişemezsin.
Günde yaklaşık 6.000 düşünce…
Bilim insanları, bir insanın zihninden her gün ortalama 6.000 düşünce geçtiğini söylüyor. Her saat 250, her dakika 4 yeni düşünce. Biri gidiyor, diğeri geliyor. Aralıksız. Ve bu noktada zihnine bir soru daha düşer:
Bu düşüncelerin kaçı gerçekten bana ait?
Çoğu zaman bir fikir belirir zihninde, bir duygu onu izler… Ve hemen sahiplenirsin:“Ben düşündüm, ben karar verdim, ben seçtim.”
Ama Queen’s Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, düşüncelerin arka arkaya geldiklerini ama nereden geldiklerine dair bir iz olmadığını ortaya koyuyor. Peki, gerçekten düşündüğünü mü sanıyorsun, yoksa sadece geleni mi izliyorsun?
Ve asıl soru şu:
Eğer düşünceler senin değilse, sen kimsin? Zihin hemen karşı çıkar: “Elbette benim düşüncem! Kim düşünecek başka?!”
Ama doğa kanunlarına göre hiçbir düşünce insanın kendisine ait değildir. Aklına gelen her fikir, her yönelim, her iç konuşma sana aitmiş gibi gelir. Ama öyle değildir… Tıpkı yere düşen bir damla yağmur gibi… Toprak yağmuru alır, içine çeker. Ama yağmurun nereden geldiğini bilemez. Düşünceler de böyledir. Dış bir kaynaktan – doğadan, sistemden, evrensel bir akıştan – gelir. İçimize girdiğinde bize aitmiş gibi görünür.
Ve işte en büyük yanılsama burada başlar. Bir düşünceyi sahiplenirsen, yani kaynağı olarak kendini görmeye başlarsan, o düşünce seni içine çeker ve bir içsel savaş başlar. Oysa her düşünce bir yönlendirmedir. Bu yönlendirmeyi fark etmeye başlayan biri onunla savaşmak yerine, neden zihninde yeşerdiğini anlamaya çalışır.
Düşünceler kurbağalar gibidir. Sürekli vıraklar. Her yeri kaplar. Senin görevin, o kurbağalara önderlik etmek değil… onların arasından gerçek “iç sesini” duymayı öğrenmektir. Eğer o düşünceyi sahiplenirsen, o seni yönetmeye başlar.
Ama sadece şu farkındalığa gelirsen: “Bu düşünce bana geldi. Ben onun üreticisi değilim. Bu bir mesaj olabilir.” O zaman her şey değişir.
Düşünceleri sahiplenmek ve onların sana ait olduğunu sanmak, egosal bir oyundur. Özgürlük gibi görünse de, aslında bu bir esarettir. Çünkü düşünceler seni sarar ve bir sonraki eylemine yön verir. Oysa bir düşüncenin dışarıdan geldiğini, sana ait olmadığını ve bir amacı olduğunu fark ettiğinde… Bu düşüncenin, doğadan sana sunulan bir mesaj olduğunu görmeye başlarsın. Amacı seni esir etmek değil, uyandırmaktır.
Tabii bu hissiyata gelmek için her fırsatta düşüncelerin kaynağına inmeyi, o kaynağa – doğaya – bağlanmayı arzulamak gerekir. O zaman yükselir, düşüncelerinden özgürleşirsin.
Ve o zaman, düşünceler yağmur gibi gelir… Ama sen, sırılsıklam olmak yerine, damlaların neyi yeşerttiğini fark etmeye başlarsın. Her bir damlanın, seni daha derin bir anlayışa ve özgürlüğe çağırdığını…






Eline sağlık
Çok teşekkür ederim :) şifa olsun