Hayat neydi?
Çoğu zaman kimdi, neredeydi?
Mutlu ve iyi bir hayat neydi peki? Bu soru koca bir girdaba davetiye çıkarmaktan başka bir şeye yaramamıştı.
Böylesine bi hayat kiminin dört gözle çıkmayı beklediği hastaneden taburcu olduğu günün sabahı, kiminin sahip olduğu maneviyatı ve yine kimininse dolup taşan taştıkça coşan koca bir ırmak dolusu yaşama sevinciydi.
Peki bu hayatı ne belirliyordu?
Bu soru asırlardır her türlü cevabın sularından akıp geçmişti. Benim suyumda ise aklanıp paklandığı evre para, şöhret yada ün değildi. Sağlıklı, huzur veren ilişkilerdi.
1938’den bu yana süregelen Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırmasında da;
‘Güçlü bağları olan insanların daha uzun yaşadığı, yalnızlığın en az sigara ve alkol kadar zararlı olduğu ve iyi ilişkilerin sadece ruh sağlığını değil fiziksel sağlığı da koruduğu’ sonucuna varılmıştı.
Peki bu ilişkiler neden bazen sarıp sarmalarken büyütüp kollarken bazen de en derin yaralarımız haline geliyordu.
Bu yaralar pansuman yapılmadıkça ilgilenilmedikçe koca yarıklar haline gelip her gün bi doz daha zehirliyordu.
Bu yarıkların temelinde kontrol ihtiyacı, öz saygıda yetersizlik, geçmiş deneyim, empati eksikliği ve dahası stres kaygı yatıyordu.
Hepsini bir araya getirince de bu davranışların toplamı içsel yaralarla çöküntülerle cebelleşen bi varoluşu tetiklemiş oluyordu. Bu varoluş da mutlu bi hayatın yıkımıyla sonuçlanmış oluyordu aslında.






Bazen de yalnızlık tercih edilir. İnsanı kötü etkilemesine rağmen. Tıpkı sigara gibi, alkol gibi bağlanır insan yalnızlığa. Belkide tahammül edemez insanlara. Belki unutmaya çalışır açılan yarasını. Dinlemeden bilmeden eyleme geçer hep. Belki kafasını dolduran kendi fikirleri bile değildir. Başkasının gerçeklerini yaşamak kendi savaşını yaşamaktan daha kolay gelmiştir belki. Belkilerle yaşamak yerine araştırmalı insan. Kim haklı, kim benim hakkımı savunabilir diye bakmalı. Emirler mi yağdı başına, duyguların mı engelledi seni ya da korku sardı bedenini. Yalnızlık çok bedelli bir kavram. Yalnız bırakılmak ise insanların arası gibi yaraları açan bir kavram. Belki de 40 yıllık hatır hiç olmadı. Sadece bir kahve bile yalnızlığı sonsuza kadar giderecekti...